Cuma Hutbesi

UMRE İBADETİ

10 Temmuz 2026

قال الله تعالى: ﴿وَأَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلَّهِ﴾[سورة البقرة، ١٩٦]

قال رسول الله صلعم: ﴿الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا، وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ﴾ [البخاري]

Muhterem Müminler,

Bugünkü hutbemiz “Umrenin Fazileti” hakkındadır.

Yüce Rabbimiz bizleri bu dünyaya kulluk ve ahiret yurduna hazırlık yapmak için göndermiştir. Dünya, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ifadesiyle ahiretin ekin tarlasıdır. Burada ektiğimiz her hayır ve işlediğimiz her sâlih amel, ahirette karşımıza sevap olarak çıkacaktır. Cenâb-ı Hak, İsra Suresi'nin 19. ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır: “Kim de âhireti ister ve mümin olarak âhiret için ona yaraşır bir gayretle çalışırsa işte böylelerinin gayretleri karşılık görecektir.”

Aziz Müslümanlar!

Allah Teâlâ'nın rızasını kazandıran ibadetlerin en faziletlileri farz ibadetlerdir. Bunlardan sonra vacip ve nafile ibadetler gelir. Umre de, kulu Rabbine yaklaştıran, günahlardan arındıran ve manevi hayatı ihya eden en kıymetli nafile ibadetlerden biridir. Çünkü umre, hem bedenî gayreti hem de malî fedakârlığı bir araya getiren müstesna bir ibadettir.

Lügat manası itibarıyla umre; ziyaret etmek ve imar kastıyla bir mekâna yönelmek demektir. Dini manası itibarıyla “Umreye mahsus şartlarla Beyt-i Haram’ı ziyaret etmek” manasınadır.[1] Kendisi için muayyen bir vakit olmadığı gibi farz da değildir.

Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurur:

“Haccı da umreyi de Allah rızası için eksiksiz yerine getirin.”[2] Bu ilahî emir, umre ibadetinin ne kadar değerli olduğunu bizlere açıkça göstermektedir.

Hanefî mezhebine göre ömürde bir defa umre yapmak sünnet-i müekkededir. Bazı İslam âlimleri ise bunun vacip olduğu görüşündedir.

Umreye "Hacc-ı Asğar" yani küçük hac; hac ibadetine ise "Hacc-ı Ekber" yani büyük hac denilmiştir. İslam âlimlerinin çoğunluğu, imkân bulan kimselerin yıl içerisinde birden fazla umre yapmasını da müstehap kabul etmişlerdir.[3]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) umrenin fazileti hakkında şöyle buyurmaktadır: "Bir umre, kendisinden sonra yapılacak diğer umreye kadar işlenen küçük günahlara kefarettir. Makbul haccın karşılığı ise ancak cennettir."[4]

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur: "Hac ile umreyi peş peşe yapınız. Çünkü bunlar, demirci körüğünün demirin, altının ve gümüşün kirini giderdiği gibi fakirliği ve küçük günahları giderir. Makbul haccın sevabı ise ancak cennettir."[5]

Muhterem Müslümanlar! Kâbe-i Muazzama, mümin gönüllerinin hiç doyamadığı mukaddes bir mekândır. Oraya giden her mümin, tekrar gitmenin özlemiyle ayrılır. Abdullah b. Abbas (r.a.) bu hakikati şöyle ifade etmiştir: "Beytullah'tan ayrılan hiçbir kimse yoktur ki tekrar oraya dönmeyi arzu etmesin."[6]

Bu özlem, Hz. İbrahim'in (a.s.) duasının bereketidir. O, eşi Hz. Hacer ile oğlu Hz. İsmail'i Mekke vadisine bıraktığında Rabbine şöyle niyaz etmiştir: "Ey Rabbimiz! İnsanlardan birtakım gönülleri onlara meylettir."[7]

İbn-i Abbas ve Mücahid (r.a) der ki: “Şayet İbrahim (a.s) ‘insanlardan birtakım gönülleri’ değil de ‘insanların kalplerini’ demiş olsaydı, insanlardan inanan ve inanmayanlar oraya hücum ederdi de size yer kalmazdı.”[8]

Aziz din kardeşlerim, Müminlerin annesi Hz. Âişe (r.a.) şöyle anlatmaktadır: "Resûlullah'a (s.a.v.): 'Ya Resûlallah! Kadınlar için de cihad var mıdır?' diye sordum. Efendimiz buyurdu ki: 'Evet. Onlar için içinde savaş bulunmayan bir cihad vardır. O da hac ve umredir.'"[9]

Bu hadis-i şerif, hac ve umre ibadetlerinin Allah katındaki yüksek değerini ve mümin için ne büyük bir manevi kazanç olduğunu açıkça göstermektedir.

İmkânı olan kardeşlerimiz, bu büyük nimetten mahrum kalmamaya gayret etmelidir. İslam Kültür Merkezleri Birliği'nin umre organizasyonları yıl boyunca farklı tarihlerde devam etmektedir. Umre ibadetini yerine getirmek isteyen kardeşlerimiz, ayrıntılı bilgi almak üzere yetkili görevlilerimize müracaat edebilirler.

 

[1] Umdet’ül-Kari, şerh-i Sahih-i Buhari

[2] Bakara, 196

[3] Haşiyet-ü Redd’il-Muhtar, Ale’Ddürr’il-Muhtar, Hac

[4] Buhari, Umre, 1

[5] Sünen-i Tirmizi, Hac, 2

[6] Tefsir-i Razi, Bakara Suresi, Ayet 125

[7] Ibrahim, 37

[8] Kurtubi Tefsiri, İbrahim Suresi, Ayet 37

[9] Ahmed b. Hanbel ve İbn-i Mace, Manâsik, 8